TEK GİDİŞ
"Ey aşk,
Gökyüzümdür yüzün
İndir yağmurunu toprağıma."
C. Deliceırmak
Küçük bir kayıktayım. Nehir boyunca usul usul ilerliyor. Dört küreği çeken dört kişi, ve ben. İşçiliğine özenilmemiş, gıcırdayıp duran bu dengesiz kayıkla birlikte, yüzerek ya da uçarak gidiyoruz.
Uzakta, onunla buluşacağımız koyu yeşil ağaçlığı seçebiliyorum şimdi. Yeşilliklerin arasında, içime ferahlık veren mor bir gölge; gelmiş, beni bekliyor.
İyice yaklaşıyoruz. Kıyıya gelince, daha ağzımı bile açamadan, tam yanına indiriyorlar beni. Sessizce yanına uzanıyorum. Sırtım yerde. Hava toprak kokuyor. Her nefesimde, taze toprağı içime çekiyorum. Baktığım yerde, -yukarıda- bütün görüşümü kaplayan iki durgun yüz var; bakmaktan ve görmekten sonsuz haz aldığım iki güzel yüz. Onun yüzü ve gök, birbirine karışıyor. Ben, bana bakmayan bu iki güzel yüzü seyretmenin sarhoşluğunu tadıyorum. Bu sonsuz genişliğe daha yakın olmayı diliyorum, bakılan olmayı istiyor canım.
Bakması için ona sesleniyorum. Kıpırtısız duruyor. Susuyorum. Neden sonra, bakışları uzaklardan geri geliyor ve ağır ağır yüzüme eğiliyor. Seslendiğimde beni duymadığı, şimdi de kendi istediği için baktığı hissine kapılıyorum. Üzerime eğildikçe, bulutlar gelip karartıyor yeri göğü. Üzerime gelsin, bana sarılsın istiyorum. Sarılsın ve hepsi bitsin bunların.
Taze toprak kokusu hiç gitmiyor. O bana doğru eğildikçe hava ağırlaşıyor. İri, tek bir damla düşüyor yüzüme. Bir sağanak geliyor. Birazdan bana sarılacak biliyorum. Seviniyorum. Her şey bitecek sarılınca. Beni örtünce, kurtulacağım.
İyice üzerime eğilip bedenini yaslıyor, dudakları dudaklarıma değdiğinde, o başımı döndüren uzun öpüşmelerimizin tadı yerine, aklımı oynatan bir toprak tadı alıyorum.
Başucumda, ayakta duruyor. Uyanmayacağımı bildiğim bu uykunun rüyası, dilimdeki toprak tadı ve işte içinde uzandığım bu çukur oluyor.
İyice yaklaşıyoruz. Kıyıya gelince, daha ağzımı bile açamadan, tam yanına indiriyorlar beni. Sessizce yanına uzanıyorum. Sırtım yerde. Hava toprak kokuyor. Her nefesimde, taze toprağı içime çekiyorum. Baktığım yerde, -yukarıda- bütün görüşümü kaplayan iki durgun yüz var; bakmaktan ve görmekten sonsuz haz aldığım iki güzel yüz. Onun yüzü ve gök, birbirine karışıyor. Ben, bana bakmayan bu iki güzel yüzü seyretmenin sarhoşluğunu tadıyorum. Bu sonsuz genişliğe daha yakın olmayı diliyorum, bakılan olmayı istiyor canım.
Bakması için ona sesleniyorum. Kıpırtısız duruyor. Susuyorum. Neden sonra, bakışları uzaklardan geri geliyor ve ağır ağır yüzüme eğiliyor. Seslendiğimde beni duymadığı, şimdi de kendi istediği için baktığı hissine kapılıyorum. Üzerime eğildikçe, bulutlar gelip karartıyor yeri göğü. Üzerime gelsin, bana sarılsın istiyorum. Sarılsın ve hepsi bitsin bunların.
Taze toprak kokusu hiç gitmiyor. O bana doğru eğildikçe hava ağırlaşıyor. İri, tek bir damla düşüyor yüzüme. Bir sağanak geliyor. Birazdan bana sarılacak biliyorum. Seviniyorum. Her şey bitecek sarılınca. Beni örtünce, kurtulacağım.
İyice üzerime eğilip bedenini yaslıyor, dudakları dudaklarıma değdiğinde, o başımı döndüren uzun öpüşmelerimizin tadı yerine, aklımı oynatan bir toprak tadı alıyorum.
Başucumda, ayakta duruyor. Uyanmayacağımı bildiğim bu uykunun rüyası, dilimdeki toprak tadı ve işte içinde uzandığım bu çukur oluyor.
2006 / Girne

3 Comments:
kurgu şahane, kelimeler de.
Tesekkur ederim. Olu bir blog bu. Kendiliginden duruverdi, belki ileride canlanir belli mi olur :)
bi zaman önce öldüğünü yorum yaptıktan sonra farkettim. yeniden canlanmasa da problem değil, nasılsa diğer adreslerinizi (de)keşfettim =)
Post a Comment
<< Home